yunus emre çıktım erik dalına

Sonnerie Rencontre Du Troisieme Type Mp3. Hazretin mevzubahis şiirinin ilk beyiti de şöyledir “Çıktım erik dalına, anda yidüm üzümi / Bostan ıssı kakıdı, dir ne yirsün kozumı”. Günümüz diline çevirirsek şöyle olacak “Erik dalına çıktım, onda üzüm yedim. Bostan sahibi ne yersin cevizimi’ diye azarladı”..Bu meşhur “şathiye”nin devamı da en az bu kadar acayip. Gel gör ki edebiyatımızın bilinen ilk “şerh” örneği Yunus Emre Hazretleri’nin bu gazelinin şerhi olupȘeyhzade şerhi ve dahi en çok şerh edilen şiirlerimizdendir. Mısri’den, Hakkı Bursevi’ye ks pek çok önemli zat tarafından şerh edilmiş hem de. “Meşhur” demem ondan. Eldeki versiyonlar 7 beyitten 14 beyite kadar çeşitlilik gösteriyor ve beyitlerde bence hepsi de birbirinden hoş farklılıklar göze çarpıyor. Ola ki Koca Yunus çok seyahat ettiğinden, seyahatlerinde şiirlerini yerine göre farklı şekillerde söylemiştir veya farklı şekilde not alınmış yahut aktarılmış da bir zamanlar yaşamış bir büyük Sufi olmakla birlikte aynı zamanda bir makamın da adıdır tasavvufta. O makamdan söz söyleyen “Yunus” olmuş olur ve sözün altını Yunus’ diye imzalasa, bizce yanlış sayılamaz. Keza “Yunusça”, Türk dilinin “Hakça” ifade bulmasıdır adeta… Hüdavendigar’ınks “Hangi makama çıktıysam o Türkmen Kocası’nın ayak izlerini önümde gördüm” rivayeti meğer doğru kabul edilecek olursa, -tam manasıyla- Yunusça söz söylemenin her babayiğidin harcı olamayacağı kolayca anlaşılır. Buna karşın dilimizde ilahi aşkla manzume söylemiş, söyleyecek herkesin satırlarında Yunus’un izlerinin olması da kaçınılmazdır. Yunus hem tektir, hem her derviş gönüllü az çok Yunus… Dilde ondan alınan pay, söz söyleyenin mertebesincedir; ne kadar duru, o kadar Yunus’tur!Aynı şekilde, şerhler de şerh edenin makamına, manevi mertebesine yahut o kişinin hitab ettiği topluluğa göre dereceli olabilmektedir. “Șerh”, açmak, açımlamak anlamındadır. Tasavvuf büyüklerinin eserlerinin şerh edilmesi, geleneğin irşad ve sohbet usülleri arasında önemli bir yere sahiptir. Bunun da icazetle yapılması “Tasavvufi şerh” geleneğinin bazen namahrem ellerde gelişigüzel bir hal aldığını da görüyoruz. Ehil olmayan bazı heveskarların şerh sohbetleri, “cahil, cesur olur” sözünü hatırlatıyor bana. Halbuki fakir bu alanda söz söyleme, yazma durumlarında epey zorlanır, Rifai’ninks evlatlarına “Yaşamadığınız şeyi yaşamış gibi anlatmayasınız” nasihatinin altında ezilir dururum korkuyla. “Kim bilir, üzüm misali ezile ezile sonunda belki üzüm suyu olur ve sabırla demlendikte nihayet aşk şarabı kesilirim” diye ümit etmekten de geri kalmam ama..Doğrusu cahil cesareti bazen fakirin de işime yarar yolda, başkalarını eleştirmeye fazla yüzüm de yoktur bu yüzden aslında.. Șimdi bizimki meslek icrası, görev, mecburi bu şartlarda, bata çıka, affınıza sığınarak… Lakin samimiyet ve iyi niyet olmazsa olmazdır. Bir yandan da cahilliği gidermeye çalışmalıdır…Bir gün, daha da cahilken fakir, Güney’de bir yerlerde tatil yapıyorduk bir arkadaşımla. İstanbul’a dönmeden önceki son gecemizde, mekanın uzak tuvaletini kullanacağım fakat, dolu. Sıramı beklerken, o bölümdeki oturma odasının kütüphanesi çekti dikkatimi. Ne güzel, eserler arasında Yunus Emre şiirleri.. Neyse, sıram geldi ve baktım tuvaletin içinde ufak bir sehpa ve “Star Wars”un bir baskısını koymuşlar üzerine. Fakir gayri ihtiyari dedim ki kendi kendime “burada Star Wars’ okuyacağına kimse, Yunus Emre’nin divanını koyayım ki yerine, belki dokuna bir gönüle”. Öyle de yaptım…Ertesi gün yoldayız arabamızla ve nasıl oldu bilmiyorum, yolu şaşırdık.. Bir anda kendimizi “Yunus Emre ve Tapduk Emre Hazretleri”nin ks kabirlerinin olduğu bir beldenin girişinde bulmayalım mı! Sandıklı, Afyon yolunda… Harika karşılandık doğrusu; akşam ezanı eşliğinde nefis bir gün batımı ile. Ayağına getirtmişti resmen Hazret, yaşlı bir kadın eliyle bize ikramda dahi bulundu olduğunu biliyorum fakat, benim için mezarı oradadır, öyle yaşattılar çünkü bana, belki de yalnızca makamdır! Makamsa makam, gönül esas mekan! notBüyük zatların bir mezarı olup, maneviyatının bulunduğu diğer yerlere “makam” deniyorÇok mutlu olmuştum, sanki böylece tanışmış olmuş idik Hazretle. Kuvvetle hissettim varlığını orada ve “dünkü ettiğim hoşuna gitmiş olmalı”ya yordum elbette..“Aşıklarda edep aranmaz” kontenjanından yırtmıştım herhalde cahilliğimden.. Erenler ne kadar hoşgörülü, ne kadar da lütufkarlar! Bugün olsa haya ederim Hazret’in şiirlerini tuvalete koymaya, haşa. Bilmiyordum! “Kişi bildiğinden mesuldur ancak” deyu, samimiyetim ve niyetimin saflığı hoşlarına gitti herhalde ki mukabele ettiler zat-ı alileri. Ama artık biliyorum ve bile bile saygısızlık yapılamaz. Yapana da celal tokadının nasıl çakıldığına şahidim, aman!Madem cahil cesareti ile böyle bir zuhurata vasıl olmuş idim, belki “Yunus Emre’nin o kadar şiiri arasından mutasavvıf şarihlerşerh edenler bula bula niçin ’Çıktım erik dalına’ gazeline bunca rağbet etmişler ki?” sorusunun cevabını da alabilirdim.. Lakin o zamanlar elimin altında soruma cevap teşkil edebilecek kaynaklar yoktu. Ve konu yavaş yavaş unutuldu…Demek vakit tamam oldu ki, yıllar sonra yanıt geldi, hem de nasıl; yaşattılar satır satır! Ancak şimdi de yerim bitti. Hazreti Yunus’un meşhur beyitini şerh edebilmekliğime vesile olan hikayeyi de haftaya anlatayım öyleyse, haddim olmayarak fakirane şerhimle birlikte nasipse.. O vakte kadar, hoşça kalın. Aşk olsun vesselam! Şarkıya Göre A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z... Şarkıcıya Göre A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z... Çıktım Erik Dalına,Anda Yedim ÜzümüBostan Issı Kakıyıp,Der Ne Yersin KozumuUğruluk Yaptı Eyledim OnaÇerçide Geldi Aydur,Hani Aldın GözünüKerpiç Koydum Kazana,Poyraz İle KaynattımNedir Diye Sorana, Bandım Verdim Özsümüİplik Verdim Cullaha,Sarip Yumak EtmemişBecid Becid Ismarlar,Gelsin Alsın BeziniBir Serçenin Kanadın,Kırk Katıra YüklettimÇift Dahi Çekemedi,Şöyle Kaldı KazınıBir Sinek Bir Kartalı,Salladı Vurdu YereYalan Değildir Gerçektir, Bende Gördüm TozunuBir Küt İle Güreştim, Elsiz Ayağım AldıGüreşip Başamadım,Gövündürdü ÖzümüKafdağından Bir Taşı,Şöyle Attılar BanaÖylelik Yola Düştü,Bozayazdı YüzümüBalık Kavağa Çıkmış,Zift Turşusun YemeğeLeylek Kodok Doğurmuş,Baka Şunun SözünüGözsüze Fısıldadım,Sağır Sözüm İşitmişDilsiz Çağırıp Söyler,Dilimdeki SözümüBir Öküz Boğazladım,Kakladım Sere KodumÖküz Issı Geldi Der,Boğazladın KazımıBundan Da Kurtulmadım, Niğdeyim BilemedimBir Çerçi De Geldi Der,Kani Oldum GözgümüTosbağaya Sataştım,Gözsüz Sepek YoldaşıSordum Sefer Nereye,Kayseriye AzamiYunus Bir Söz Söylemiş,Hiçbir Söze BenzemezMünafıklar Elinden,Örter Mana YüzünüBedava MP3 Download, MP3 indir, Ücretsiz MP3, Dangerous MP3, Dangerous MP3 kelimeleriyle sitemize gelenler için uyarıdır. Sitemizde hiçbir MP3 bulunmamaktadır! Lütfen sanata ve sanatçıya saygı için korsan müziğe hayır! Internetten mp3 yüklemek yerine onların kaset ve cd'lerini alarak destek olalım. Yunus Emre’nin 13 beyitlik “çıktım erik dalına” ile başlayan meşhur şiiri, bize hakikatin birçok kapılarını açıyor. Bu güne kadar Niyazi-i Mısrî, İsmail Hakkı Bursevî, Şeyhzade Muslihuddin Mehmed Efendi, Şeyh Ali Nevrekanî gibi nice büyüklerimiz de bu şiiri açıklamaya çalışmışlardır. Biz onlar gibi olamayız. Cüret ettik belki ama şiiri ve şairini yeniden gündeme getirebiliriz deyip Yunus Emre hazretlerinden izin ve himmet istirham ederek gönlümüze düşenleri paylaşmak istedik. Bu muazzam şiir bir hakikat yolcusunun kendisi ile yaptığı muhasebeye, yolda olanlara tavsiyelere ve insanların hakikat karşısındaki tutumlarına dair bazı ipuçları veriyor. Çıktım erik dalına anda yedim üzümü Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu Erik dalına çıktım, orada üzüm yedim. Bostan sahibi kızarak “cevizimi neden yersin” dedi. ıs sahip kakımak kızmak koz ceviz Bu beyitteki anahtar kelimeler erik, üzüm ve cevizdir. Erik ekşidir, güneşi görür, sabreder, bekler ve tatlı yani üzüm olur. Koz da onun çekirdeğidir. İnsan önce ekşidir, cahildir, bilinçli değildir ama sabrederek ilim irfan öğrenir ve eğitimli bir insan olur. Öğrendikleri çekirdektir, onlarla insanlara yararlı olacak işler yapar, bilgilerini kendisinden sonra gelenlere öğretir. Bilgi ve görgüsünü paylaşmayıp saklayanlar cimridirler, cimriler sevilmezler. Erik ağacına çıkmak zordur. Hatta erik, ağaca çıkılarak değil dallar sarsılarak toplanır. Ağaca çıkmak isteyenlerin her tarafı yara bere olur. Meyve yemek isteyenler bu zahmete katlanmalıdır. Ağaca çıkmayan ve eriğin ekşisine sabredemeyenler üzüm yiyemezler, güzel nimetlere kavuşamazlar. Büyüklerimiz “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır” demişlerdir. Eğitimli bir insan olmak çok güzeldir, bilgili görgülü insanlar itibar ve hürmet görürler. Onlar senelerce dirsek çürütmüş ve uykusuz kalmışlardır yani erik ağacına çıkmışlardır. Namaza başlamak zordur, namaz kılmak da. Namazı farzını, sünnetini, edeplerini öğrenmek kolay değildir. Ancak sabredip namaz kılanlar maddi ve manevi nice güzelliklere kavuşurlar. Bir ay oruç tutarız. Yazın sıcağa, kışın soğuğa rağmen aç ve susuz kalırız ama sonunda bayram yapar, seviniriz yani üzüm yeriz. Ceviz olmak için öğrenip yaptıklarımıza yenilerini ekleyip insanlara öğretmek gereklidir. Bostan sahibi yani öğretmen bunun için kızıyor. Çünkü çekirdek başka ağaçların yetişmesi içindir, o yenmez ekilir. … Bir başka açıdan; Erik ile nefs, üzüm ile akıl, ceviz ile ruh kastedilmektedir. Nefs, sürekli ekşiyi, kötülüğü arzu eder. Akıl, tatlı ile acı olanın, yani iyiyle kötünün ölçüsünü verir. Kalb yani Ruh ise cevizdir; ruh Allah"tandır. Ruhlarımız “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ilahi hitabına mahzar olmuş ve bu soruya verdiği “Evet!” cevabıyla şereflenmiştir. Öyleyse verdiği söze uygun davranma yolunda olmalıdır. Aksi takdirde azarlanma ve cezalandırılmayla karşı karşıya gelecektir. … Büyüklerimiz erik ile şeriatın, üzüm ile tarikatın, ceviz ile hakikatin kastedildiğini söylemişlerdir. Evet, şeriat ekşidir yani zordur, emirlere uymak ve yasaklardan kaçınmak başlangıçta zordur; bunları öğrenmek ve uygulamak kolay değildir. Tasavvuf bunları tatlılıkla yani aşkla yaptırır insana. Seven ve sevilen insan birlikte uzun bir yolculuğa çıkar. Hakikat ise yolculuktan dönenlerin getirdiği tadılmış yani yaşanmış, denenmiş yani sağlam meyvelerdir. Cepte saklanmaz, yenilmez; dostlara, talebelere, dervişlere verilir. İman çekirdektir; ibadetle, edep ve güzel ahlakla süslenir ve korunur. “La” demek yani her şeyden vazgeçmek ekşidir, zordur, “illa” tatlıdır çünkü büyük gerçeğe adım atılmıştır, “Muhammedün resulullah” ise la ve illa"nın kapısıdır. Bu kapıya büyük hürmet lazımdır çünkü hakikat yolculuğunun başı ve ortası buradadır. Sonu görenler ise bir şey söylemezler çünkü susmak edeptir. Erik kapısından geçip de üzüm kapısına gelenler, sevmekten ve sevilmekten ötürü türlü haller yaşarlar. Üzüm tatlıdır ve sarhoşluk verir. Onun için bazı yolculardan değişik sözler çıkar. Kolay değildir, ateşe girip de yanmamak, yanınca âh dememek. O zaman bostan sahibi “Cevizimi neden yersin?” der. Ceviz sırdır, sır ifşa edilmez. Ancak ehline verilir ya da öyle söylenir ki ancak gayret edenler nasipleri kadar anlar. Ya Hazreti Yunus! Senin dilini bilemedik, ne kadar derin, ne kadar ince, ne kadar da güzel söylemişsin. Cevizin değil, eriğin bile ipincecik dış kabuğundan içeri giremedik. Sana geldik. Seni anlamak, öğrenmek istiyoruz. Dış kapıda bırakma bizi. Selam ve dua ile… KAYNAK……………. Haydar HEPSEV Yunus Emre'nin bu gazeli edebiyatımızda şathiye türünün en tanınmış örneklerindendir. Şiir aynı zamanda oldukça esprili ve derin anlamlıdır. ŞATHİYE Türk Edebiyatında anlamı kapalı, anlaşılması şerhe muhtaç olan şiirlere verilen isimdir. Şathiyeler dıştan bakıldığında saçma gibi görünen, ancak erbabınca incelendiği zaman derin anlamlar taşıdığı anlaşılan manzumelerdir. Bu türdeki en güzel örneklerden birisi Yunus Emre merhum tarafından yazılmıştır. İsmail Hakkı Bursevî, Niyazi Mısrî ve Şeyhzade tarafından yazılmış üç adet şerhi olan bu derin manalı gazeli siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz. Çıktım erik dalına anda yedim üzümü Bostan issi kakıyıp der ne yersin kozumu Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynattım Nedir deyü sorana bandım verdim özünü İplik verdim çulhaya sarıp yumak etmemiş Becid becid ısmarlar gelsin alsın bezini Bir serçenin kanadın kırk katıra yükledim Çift dahi çekemedi şöyle kaldı kazanı Bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu Bir küt ile güreştim elsiz ayağım aldı Güreşip basamadım köyündürdü özümü Kaf dağından bir taşı şöyle attılar bana Öğlelik yola düştü bozayazdı yüzümü Balık kavağa çıkmış zift turşusun yemeğe Leylek koduk doğurmuş bak a şunun sözünü Gözsüze fısıldadım sağır sözüm işitmiş Dilsiz çağırıp söyler dilimdeki sözümü Bir öküz boğazladım kakıldım sere kodum Öküz issi geldi eydür boğazladın kazımı Bundan da kurtulmadım n'idesini bilmedim Bir çerçi geldi eydür kanı aldın gözgümü Tosbağaya sataştım gözsüz sepek yoldaşı Sordum sefer kancaru Kayseri'ye azimi Yunus bir söz söyledin hiçbir söze benzemez Münafıklar elinden örter ma'nî yüzünü KELİMELER İs Sahip Çulha Tezgahta bez dokuyan kişi Becid Acele Küt Kötürüm kişi Köyündürmek Yakmak Koduk Sıpa Çerçi Pazarcı esnafı Sepek Değirmen taşının ekseni Kancaru Nereye ÇIKTIM ERİK DALINA Çıktım erik dalına Anda yedim üzümü Bostan ıssı kakıyıp Der ne yersin kozumu Uğruluk yaptı bana Bühtan eyledim ona Çerçi de geldi aydır Hani aldın gözgünü Kerpiç koydum kazana Poyraz ile kaynattım Nedir diye sorana Bandım verdim özünü İplik verdim cullaha Sarıp yumak etmemiş Becid becid ısmarlar Gelsin alsın bezini Bir serçenin kanadın Kırk katıra yüklettim Çift dahi çekemedi Şöyle kaldı kazını Bir sinek bir kartalı Salladı vurdu yere Yalan değil gerçektir Ben de gördüm tozunu Bir küt ile güreştim Elsiz ayağım aldı Güreşip basamadım Gövündürdü özümü Kafdağı'ndan bir taşı Şöyle attılar bana Öylelik yola düştü Bozayazdı yüzümü Balık kavağa çıkmış Zift turşusun yemeğe Leylek koduk doğurmuş Baka şunun sözünü Gözsüze fısıldadım Sağır sözüm işitmiş Dilsiz çağırıp söyler Dilimdeki sözümü Bir öküz boğazladım Kakladım sere kodum Öküz ıssı geldi der Boğazladım kazımı Bundan da kurtulmadım Nideyim bilemedim Bir çerçi de geldi der Kanı aldın gözgümü Tosbağaya sataştım Gözsüz sepek yoldaşı Sordum sefer nereye Kayseri'ye âzimi Yunus bir söz söylemiş Hiçbir söze benzemez Münafıklar elinden Örter mâ'na yüzünü YUNUS EMRE

yunus emre çıktım erik dalına