yeni dijital çağ kitap özeti

Sonnerie Rencontre Du Troisieme Type Mp3. İletişim ve halkla ilişkiler çalışmaları yazılı ortamlardan dijital ortamlara doğru ciddi anlamda kaymaya başladı. Şirketlerin tepe yönetimlerine dijital nesilden yöneticiler oturdukça bu süreç ortan oranda hızlanarak devam edecek. Bunun bir kaç nedeni var. İlki değişimin kaçınılmaz olması ve zamanının ruhunun teknolojiden yana olması. İkincisi ise dijital araçların maliyet avantajı ve daha az zahmetle daha fazla kişiye ulaşabilmemizi sağlayan yapısal esneklikleri. Dijital Çağda İçerik Yönetimin Kuralları kitabında bu araçların hangileri olduğu, hangilerinin ne amaçla kullanılması gerektiği ve şirketlere sağlayacağı yararlar oldukça anlaşılır örneklerle anlatılmış. Metin yazarı, içerik pazarlama uzmanı, sosyal medya uzmanı, e-ticaret uzmanı gibi dijital içerik türleri üzerinde uzmanlaşmış bir meslekte çalışıyorsanız vakit ayırdığınız vaktin karşılığını size veren bir kitap olduğu için okumanızı tavsiye ederim. Cezbedici içerik yaratmanın amacı; gezginleri alıcılara ve müşterileri düzenli müşterilere ya da daha iyisi tutkulu hayranlara, elçilere ve savunuculara dönüştürmek. Joe Pulizzi, “Reklamcılık bir lükstür” diyor, “oysa içerik hayatta kalmaktır.” Doğru yapıldığında yarattığınız içerik şirketinizi sadece bir şeyleri n satıcısı olarak değil güvenilir bir bilgi kaynağı olarak konumlandıracaktır. Washington-Langley’deki Fusionpark Media’dan Russel Sparkmen “1-7-30-4-2-1” olarak adlandırdığı bir yayın programının savunuculuğunu yapıyor. 1 = Günlük İzleyicilerinize değer taşıyan bir şeyler sunan Twitter güncellemeleri. Ama içeriğinizle ilgili olup başka yerlerde okuduğumuz haberlerin Twitter ya da Facebook’ taki hayran hayran sayfasında yayınlanması Russel ürününüz, hizmetiniz ya da amacınız ile ilgili haber akışının sürekli olarak sağlanması için Google Alert’i kullanmanızı öneriyor. Bloğunuza, ya da yapabilirseniz sektördeki diğer bloglara bırakılan yorumlara cevaplar Sitenizin kullanıcı işlevleri ya da Flickr gibi web siteleri yoluyla yapılan dinamik beslemeyle sitenizde kullanıcılar tarafından yaratılan içerik. 7 = Haftalık En azından bir tane, eğer becerebiliyorsanız iki ya da üç tane blog iletisi Kısa bir video basit bir prodüksiyon değeri olan bir video- örneğin ekibinizden birinin sunum yaparken izlenebildiği bir videosu Bir “Nasıl yapılır” makalesi LinkedIn’ deki forum ya da tartışma gruplarına katılım. Ana web sitenizdeki sayfalarınızın ya da bölümlerinin güncellenmesi 30 = Aylık Derin bir araştırmaya dayanan daha kapsamlı bir blog yazısı yazın veya bir konunun uzmanıyla bir söyleşi yapın. Sorular-cevaplar harikadır Bir e-posta bülteni hazırlayın ve yollayın Kısa bir video yaratın giderek artan prodüksiyon değeriyle-senaryosu, mekan çekimleri, birden fazla kamera, vs ile 2-3 dakikalık bir video Yöneticilerden birinin bir konferansta konuşurkenki videosunu hazırlayın Bir PowerPoint sunumu hazırlayın ve SlideShare’e ya da başka bir paylaşım sitesine yollayın Çevrimdışında bir kokteyl ya da kahve buluşması ya da benzer bir buluşma organize edin ve tanıtımını yapın Başka bir bloğa ya da yayına bir konuk yazar yazısı ya da makalesiyle katkıda bulunun Bir webiner üretin Bir olay çalışması ya da müşterinin başarı hikayesin yayınlayın 4 = Üç ayda bir Araştırmaya dayalı beyaz bir kitap yayınlayın Bir olay çalışması dizisi hazırlayın ve PDF formatında dağıtın Bir e-kitap yaratın yine PDF formatında dağıtın Bir video dizisi yaratın Bülteninize özel bir sayı hazırlayın Yarışma ya da çekiliş kazananlarının duyurusunu yapın Kinaxis’in içerik pazarlama makinesi böyle işliyor 1 = Günlük Twitter güncellemeleri Facebook hayran sayfası güncellemeleri Blogdaki ve diğer yerlerdeki yorumlara verilen yanıtlar 2 = Haftalık Biz dizi ilgili blog yazısı Kinaxis bloğunu genellikle haftada üç ya da dört kere yeni yazılarla güncelliyor 3 = Aylık Beyaz kitabın yazarıyla video söyleşisi Söyleşinin podcast olarak yayınlanan ses kaydı SlideShare’de yayınlanan bir PowerPoint sunumu Olay çalışması 4 = Üç aylık Webiner Procter & Gamble’ın yaklaşımını ele alalım. Markanın Pampers departmanı gerçek ebeveynleri yeni anne baba olmuş insanların takıntı yapmaya bayıldığı şeyler bebek bezleri, tuvalet eğitimi, gece ve gündüz uykusu hakkında konuşurken gösteren Wellcome to Parenthood Ebeveynliğe Hoş geldiniz adlı web tabanlı bir video dizisi başlattı. Dizinin 14 bölümü da ve markanın Facebook sayfasında yayınlandı. Proje Similac ve Beech-Nut adlı çocuk ürünleri üreten ilaç firması Abbot’ın ortak sponsorluğu ile gerçekleştirildi. P&G bebek bezlerinin çığırtkanlığını yapmaktansa ebeveynlikle ilgili tavsiyeleri paylaşıyor ve ebeveynliğin o insanı tüketen ilk yıllarında anne babalara yardımcı oluyor. P&G ebeveynlerin önem verdiği bir içerik üretiyor. Virginia-Vienna’da faaliyet gösteren bir pazarlama hizmetleri şirketi olan Eloqua’nın eski pazarlama yöneticisi Brian Kardon, “Kimse ürünlerinizle ya da hizmetlerinizle ilgilenmiyor” diyor. “Şirketler için bundan çok daha iyisi, kendilerini bilgi kaynakları olarak görmeye başlamalarıdır.” Kardon, bu tür bir özgeciliğin meyvelerini vereceğini de ekliyor. İyi bir içerik fikrinin ya da hikayesinin altı özelliği Gerçek Anne Lamott Bird by Bird adlı kitabınının ilk bölümünün ilk cümlesinde “Bir atölyenin ilk gününde öğrencilerime söylediğim ilk şey, iyi yazının gerçeği söylemekle ilgili olduğudur” diyor. “Biz kim olduğunu anlama ihtiyacı duyan bir türüz. Koyun pirelerinin bu tür bir arzusu var gibi durmuyor, o kadar az yazmalarının nedenlerinden biri de o.” Anne yaşamlarını kazanmak için yazan ya da yazmak isteyen insanlara hitap ediyor; ama siz de, gerçeği yarattığınız her şeyin temel taşı yapmalısınız. Yarattıklarınız gerçek insanları, gerçek durumları, samimi duyguları ve gerçekleri içermeli. Sadece anlatmamalı, mümkün olduğunca göstermeli. Ürününüzü müşteri hikayeleri , olay çalışmaları ya da müşteri anlatıları yoluyla gerçek dünyada olduğu haliyle göstermeli. Ürününüzün müşterinin hayatına nasıl değer katacağını, sorunlarını nasıl hafifleteceğini ve gereksinmelerini nasıl karşılayacağını insanların kendilerinden bir şeyler bulabileceği şekilde açıklanmalı. İçeriğiniz hikaye anlatmakla ilgili değil, bir hikayeyi iyi anlatmakla ilgili. İlgili İnsani İnsanlara yönelik yazmanın faydalı bir temel kuralı şudur inandırıcı olacak kadar spesifik, ilgili olacak kadar da evrensel olun. Tutkulu Orijinal Şaşırtıcı İçeriğinizi nasıl viral hale getirirsiniz? Getiremezsiniz. Bazılarının bunun aksine inanmıyor mu? Her ne kadar viral paylaşımı destekleyebilecek yöntemler olsa da ve kesinlikle de bunun için insanları iteleseniz, dürtseniz ve dua etseniz de gerçek şu ki viral, büyük oranda güzel tesadüftür. Neyin viral olacağını kontrol edemeyeceğinizi ne kadar erken anlarsanız o kadar iyidir. Kontol edebileceğiniz şey, içeriğinizin aldığı biçim ve ilgi çekici olup olmadığıdır. İçeriğinizi hedef kitleniz için olabildiğince iyi hazırlamanız gerektiğini ve gerisinin onlara kaldığını defalarca söylediğimizi biliyorsunuz. Bu mantra viral içerik için de geçerlidir. Gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de. Ama büyük oranda bu konuda sizin elinizden bir şey gelmez. Troller Trol kelimesi artık çocuk masallarında köprü altında yaşayan sinirli yaratıklar için kullanılmıyor. Günümüzün trolleri çevrimiçinde olay çıkarttıklarında yersiz bir başarı duygusu yaşayan insanlar. çevrimiçi trolü “azami karmaşa ve tartışma yaratma niyetiyle bir haber grubuna ya da mesaj tahtasına kasten kışkırtıcı bir mesaj gönderen kişi” olarak tanımlıyor. Dijital Çağda İçerik Yönetimin Kuralları Yayınevi MediCat Kitapları Yazarı Ann Handley Chapman Geride bıraktığımız ay, uluslararası danışmanlık şirketi McKinsey’in portalında “Culture for a digital age” Dijital bir çağ için kültür başlıklı bir makale yayınlandı. McKinsey’in New York Ofisi ortaklarından Julie Goran ve Ramesh Srinivasan ile Digital McKinsey yöneticisi Laura LaBerge tarafından kaleme alınan makale, dijital dünyaya ilişkin kültür eksikliğinin şirketler için oluşturduğu riskleri ele alıyor. Yazının başında yer alan araştırmada, küresel bazda soru sorulan yöneticilere göre dijital dünyanın rekabet koşullarında kültür ve davranış biçimi, şirketlerin önündeki en büyük engellerin başında geliyor. “Dijital Kültür” eksikliğini yüzde 33’le başarının önündeki en büyük engel olarak gören üst düzey yöneticilere göre; dijital trendleri anlayamamak yüzde 25, dijital yeteneklerde eksiklik yüzde 24, bilişim altyapısındaki eksiklik yüzde 22, dijital dönüşüme ayrılmış fon yetersizliği yüzde 21, iş akışının hiç esnek olmaması yüzde 16 gibi faktörler, firmalar için kültür ve davranış sorunları kadar büyük bir tehdit oluşturmuyor. McKinsey, bu nedenle dünya çapında yöneticilerin, strateji güncellemeleri, süreç iyileştirmeleri gibi operasyonel değişimler kadar kültürel değişim ihtiyacını da fark edip ve buna odaklanmaları gerektiğini söylüyor. Zira dijital çağda risk alma potansiyelinin düşük olması, şirketlerin stratejik fırsatlara odaklanmasını engelleyebilir, hızla değişen müşteri ihtiyaçlarına ve pazar dinamiklerine verilen tepki yavaşlayabilir. Bunun sonucunda da şirketler pazar kaybı ve hızlı küçülme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Diğer yandan dijitalleşme arttıkça, günümüzde sektörler arasındaki sınırlar belirsizleştikçe şirketlerdeki kültürel dönüşümün gerçekleştirebilmesi de hayli zorlaşıyor. Kültürel dönüşüm ve bunun dijitalleşmeye etkisiyle ilgili önemli ipuçları taşıyan bu makaleyi değişim programlarıyla ilgilenen ve bu tür programları uygulayan her yöneticinin okumasını öneririm. Ancak ülkemiz açısından bu kültürel değişimin firma bazında değil de daha çok ülke bazında ele alınması gerektiğini düşünenlerdenim. Hemen söyleyeyim, “Kültür” derken sosyolojik veya antropolojik açıklamalara girişecek değilim. Basit gözlemlerden yola çıkarak “Kafayı değiştirmemiz” gerektiğini söylüyorum yalnızca. Son zamanlarda sanayide dijital dönüşümden sıkça söz edildiğini, “Sanayi kavramının makalelere, konferanslara, kitaplara konu edildiğini görüyorsunuzdur. Adını Almanların koyduğu Sanayi kavramı, aslında kapitalizmin yeni bir gelişme evresinden başka bir şey değil. 2020-2025 sonrasında iyiden iyiye hissedilecek bu yeni sanayileşme ve büyüme döneminin kapitalizmin dördüncü mü beşinci veya altıncı döngüsü mü olduğunu burada tartışmanın gereği yok. Önemli olan bu yeni döngünün en önemli bileşeni olan dijital kültür dönüşümünü ne kadar sağlayabildiğimiz. Dikkat ederseniz Endüstri söz edildiğinde nesnelerin internetinden, yapay zekadan, kendi kendine karar verip uygulayan makinelerden, pek çok alanda zihinsel ve fiziksel insan gücüne olan ihtiyacın azalmasından söz ediliyor. Ancak bunların pek çoğu ortaya çıkmış, görülebilir, gözlemlenebilir, deneyimlenebilir hale gelmiş teknolojiler. Bunların tümü bir araya geldiğinde insan yaşamının nasıl değişeceğini hangi ihtiyaçların ortadan kalkıp hangilerinin ortaya çıkabileceğini görmek için gerekli anahtar ise kültürel değişim. Şöyle düşünün; bundan 20 yıl önce cep telefonu kullananların sayısı henüz birkaç milyonla sınırlıyken, masaüstü bilgisayarlar oldukça pahalı ve internet çok yavaşken, e-mail yoluyla ancak birkaç kilobaytlık dosyalar gönderilebiliyorken, 20 yıl sonra internet ve mobil teknolojinin yaşam ve alışveriş şeklimizi değiştirebileceğini, üretim ve çalışma biçimimizi bambaşka noktalara taşıyabileceğini kaçımız öngörebilirdik? Evet, öngöremezdik, zira o güne kadar içinde yaşadığımız analog dünyanın değişim hızı böyle şeyler tahmin etmemize olanak vermezdi. Ancak 20 yıldır bir dijital deneyimin içinde yaşıyoruz. Sayısallaşmanın 2+2 eşittir 4 hesabıyla değil üslü olarak değişime yol açabildiğini gördük. Bu nedenle önümüzdeki en az 20-30 yıldan söz ederken kendi kendine giden arabalardan, akıllı yollardan, buzdolabının yiyecek siparişi vermesinden filan söz etmiyoruz. Bunlar zaten önümüzde ve görünüyor. Bunlarla birlikte insan yaşamında, ilişkilerinde, çalışmasında, tüketiminde vb. ortaya çıkacak değişimin sınırlarından söz ediyoruz. Yanlış anlaşılmasın, burada kastettiğim şey şimdilerde pek moda olan “fütüristlik” filan değil. Şirket yönetiminden devletin idaresine, bürokrasiden eğitim sistemine kadar her alanda çalışan insanların dünyanın nereye gittiği konusunda aşağı yukarı bir fikri olmasından söz ediyorum. Bu, karar vericilerin öngörülerini var olanlar üzerinden değil henüz görünmeyen şeyler üzerinden yapabilmesi demek. Bunu yapabilecek kadar dijital teknolojiyle birlikte yaşadık sanırım. Eğer bunu başaramazsak, birinci ikinci üçüncü beşinci sanayi devrimlerini yakalayamamış, yakalayamadığı için de dünyanın geri kalanına göre fakirleşmiş ülkelerden biri olarak kalacağımıza hiç kuşkunuz olmasın. Bu olasılık gerçekleştiğindeki durumumuzu da şimdiki “orta gelirli” halimizle en zenginler arasındaki farkla karşılaştırmayın derim. Şimdi iyi kötü dünyanın ilk 20 ekonomisi içindeyiz, o durumda nerede oluruz bilmiyorum. Kenichi Ohmae Bilgisayar ağları ile donatılmış ve karşılıklı ilişkilerle birbirlerine bağımlı hale gelmiş bir dünyada yaşıyoruz. Eskiden işler ve ekonomik ilişkiler farklı tiyatrolarda, farklı seyircilere karşı oynanan oyunlar gibiydi. Şimdi oyun devasa bir küresel sahnede oynanıyor. Oyuncular bazen seyircilerin dikkatini çekmek için birbirleriyle yarışıyorlar; ama hareketleri artık modası geçmiş sahne mobilyaları ile engellenmeyip serbestçe akıp gidiyor. Küresel sahne sürekli hareket halinde. Bu oluşum bilgi teknolojilerindeki gelişme ile sağlandı. Bilgi artık engel tanımaksızın dünyanın her yanına ulaşabiliyor. İnsanoğlu resmi bir açılış töreni yapılmaksızın sınırsız ve dijital bir dünyanın yeni küresel tiyatrosunda yerini aldı. Tiananmen meydanındaki, kırk yıldır komünist liderlerin konuşmalarına sahne olan 8000 kişilik büyük salonda 2003 sonbaharında Riverdance adlı İrlanda gösteri grubu sahne aldı. Bu olay küresel ekonomi için iyi bir metafor yapma olanağı vermektedir. Grup Batı dünyası kaynaklıdır, kökleri, küresel ekonominin en başarılı öykülerinin yaşandığı bir yer olan İrlanda’dadır. Amerikalı bir yönetmen tarafından, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisine sahip olan Çin’in en büyük tiyatrosunda sahneye konulmuştur. İnsanlık tarihinde bakıldığında salgın hastalıkların da toplumsal yaşam ile ekonomik ve finansal yapılar üzerinde önemli etkilerininolduğu görülmektedir. Örneğin veba, kolera, çiçek hastalığı, tifüs ve İspanyol gribi gibi salgınların tarihi süreç içerisinde birçok can kaybına yol açarken toplumsal yaşam ile ekonomi ve finans alanında birçok sorunun yaşanmasına yol açmıştır. Günümüze yaşanan Covid-19 salgını da bu salgınlardan biri olup hem toplumsal yaşamı ve hem de ticari hayatı doğrudan etkilediğine hep birlikte şahit oluyoruz. Bu kitap kapsamında bulunan ve on başlıkta incelenen bir birinden değerli konular, günümüzde Covid-19 salgını dahil dijital çağda yaşanan gelişmelerin yaratmış olduğu finansal sorunlara yönelik tespitler ve çözüm önerileri içermekte olup Tarsus Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen I. Uluslararası Dijital İşletme, Yönetim ve Ekonomi kongresinde sunulmuş olan özet bildirilerin geliştirilmiş halidir. Kitap dahilinde bulunan konular güncel finansal sorunları bilimsel esaslara göre ele almış olup okuyuculara yararlı olması ve yeni yapılacak olan çalışmalara rehberlik etmesi beklenmektedir. Endüstri ile başlayan ve günbegün yaşamımızın her alanında kendini gösteren dijitalleşme öncelikle düşünme biçimlerimizi şekillendirmiştir. Düşünme süreçlerinde başlayan değişimin öğretme ve öğrenme süreçlerinde de etkisini göstermesi ile birlikte eğitim öğretim alanında yer alan, ilgi duyan ya da bir biçimde bu alanla etkileşimi olan herkes için öğrenme ve öğretme süreçlerinin yeniden tanımlanması zorunlu hâle gelmiştir. Kendiliğinden başlayan bu dijitalleşme süreci, 2019 yılı sonunda hayatımıza giren pandemiyle birlikte daha da görünür hâle gelmiş ve dijitalleşmenin gerekliliğine dair tartışmaların yerini “Nasıl daha iyi olabilir?” sorusu almıştır. Dijital Çağda Öğretme ve Öğrenme kitabı dijital düşünme, dijital dünyada öğrenme kavramı, öğretmen ve öğrenci yeterlilikleri üzerinde durarak kafalardaki sorulara yanıt vermeyi amaçlamakla birlikte kimi dijital uygulamalardan örneklere yer vererek somutlaştırmayı hedeflemektedir Basım Tarihi2021 Ağustos

yeni dijital çağ kitap özeti